islami sohbet islamisohbet

islamisohbet islamisohbet islami sohbet islami sohbet sohbetislam sohbet islam

islami sohbet islamisohbet

dini sohbet dinisohbet

Dünya İslam Devleti’ne Doğru
Per, 11/02/2010 - 14:29 — Ahmet Toprak
Dinler insanlığın kurtuluş ümididir. Çamur- bedenin, ruh ile birleştiği andan bu yana insan varlık anlayışı ve algısını din ile temellendirilmiştir. Tevhidi dinler insanlık tarihinin birbirine bağlı kopmaz bağlarıdır. Elçiler birbirinin mesajının yenileyicisi ve tamamlayıcısıdır. İnsan dünya üzerindeki bireysel, kurumsal ve toplumsal var oluşunu ancak dinler ile tanımlayabilir ve tamamlayabilir.

İnsanların tarih süreci içerisinde tevhidi temellendirme ile oluşan dinler dünya üzerinde halen en etkin olanlarıdır. Uzakdoğu dinleri bütün insanlık için varlık iddiasında bulunur ancak etki olarak bölgesel kalmıştır. Afrika dinleri hiçbir zaman sistemleşememiş ve yaygınlaşamamıştır. Amerika’daki uygarlıkların yaşadıkları dinler ise sözlü ve ya kitabi bir süreç ile aktarılamamış ve devam ettirilememiştir. Yahudilik sadece bir ırka mahsusu kılındığı iddiasından dolayı süreklilik göstermiş ancak kitlesel düzeyde yayılmamıştır. Hıristiyanlık ve İslam inananlarının mücadelesi ile dünya üzerindeki etkin ve yaygın dinlerden olmuşlardır. 20. yüzyıla gelindiğinde dinler dışında ideolojiler, dinler gibi insanın hayat tasavvuruna yerleşmeye çalışmış ancak bu etki dinler kadar derinlikli ve kalıcı olamamıştır.

İslam, Hz. Muhammed(sav) aracılığıyla Mekke çöllerinde yaşayan medeniyet dışı kalan bir kabileye- şehre indirildi. Kısa sürede büyük mücadele ve bedeller ödenerek Arap yarımadasına hâkim oldu. Peygamberin ölümü ardından siyasi çalkantılar olsa da dünya coğrafyasında hızla yayıldı. Şu anda İslam dünyası olarak nitelendirilen toprakların büyük çoğunluğu bu dönemlerde İslamlaştı. İslam’ın evrensel, zaman ve mekânı aşan mesajı, coğrafya, ırk gözetmeksizin birleştirici rolü inananlarınca çeşitli vesilelerle istismar edilse de bu mesaj dünya üzerinde müthiş bir dalga oluşturdu.

21. yüzyıla gelindiğinde medeniyet düzleminde gerilese de İslam dininin dünya üzerinde ulaşmadığı coğrafya olmamacasına hızla yayıldığına şahitlik edilmektedir. Batıdaki islamafobi ve türlü kampanyalara rağmen İslam insanlık bu dinde huzuru, güveni, anlamı ve mutluluğu bulmaktadır. İslam bugün dindarlarına rağmen kurtuluş ümididir. İnananların İslam düşüncesi ve yorumlarında oluşturdukları çizgi kaymaları, içi boşaltılmış iman ve amel bütünlüğü, iradeden yoksun derinliği, var oluş özgüvenini yitirmesine rağmen halen var olmaya devam etmektedir.

Aynı mekânlarda yeni zamanlardayız. Dünya üzerinde insanlığın medeniyet birikimi giderek artmaktadır. Ülke, kıta sınırı gözetmeksizin iletişimin var olduğu zamanda giderek aradaki mesafeler hızla kapanmaktadır. Bu süreç kurum, millet ve devlet algılarını yeniden gözden geçirme ihtivacını hissettirmektedir. Gelecek yıllarda aradaki mesafeler hızla kalkacaktır. Bu yenidünya içinde dinlerin rolü ve fonksiyonuna buna paralel değişecek ve geçmiş yüzyıllardaki algılardan öte farklı kurumsal yapılarla kendini ifade etmek zorunda kalacaktır.

Dünya bugün batı medeniyet anlayışının şekillendirdiği yörüngededir. Kurtuluş ümidi olan bu medeniyet kısa sürede içinde çıktığı vicdani uyanışı yalanlarcasına insanlığın felaketinin habercisi olmuştur. İnsan ve dünya kaynakları sömürülmüş, içi boşaltılmıştır. İnsanlık büyük acı ve ızdıraplar içinde yaşamaktadır. Dünya üzerinde benlik ve devlet tasarımında bir türlü ulaşmak istediği huzur yakalayamamaktadır. Dünyanın ihtiyacı bulunduğu nizam, algı, düşünüş ve felsefe; İslam’dır. “Kulun kula kurtulmuş muttaki şahsiyetlerin kılavuzluğunda oturmuş siyaset, insanları mes’ut edecek bir sistemi oluşturabilir. Böylesi adil bir sistem tahakkuk eder de hürriyetleri koruyacak nizam gelirse, o zaman sosyalistlerinde kapitalistlerinde vb. içlerinde saklı bulunan insani vasıfların gün ışığına çıkması mümkün olur” (Çekmegil, 1992: 26)

Büyük İslam mütefekkiri Said Çekmegil insanlığın buhrandan çıkış yolunu ve gelecek öngörüsünü bir “Dünya İslam Devleti”nin idrak ve pratiğiyle mümkün olabileceğini savunmuştur. “Dünya İslam Devleti” kitabında bu devletin varlık temellerini ve çizgilerini ortaya koymuştur. Anadolu bozkırında büyük düşler kuran Çekmegil, birçok Müslümanın söylemeye, konuşmaya ve tartışmaya ihtimal dahi vermediği bir noktada fikirlerini büyük özgüven ve düşünsel temellendirme ortaya koymuştur.

Said Çekmegil, eserine “Beşeri Sistemler”in insanlığı sürüklediği konumu resmetmekle başlamıştır. Bu minvalde beşeri sistemlerin insanlığa verebileceği fayda, mutluluk ve çözümlerden yoksun olduğunu ortaya komaya çalışmıştır. Bu sürece karşı duracak yegâne gücün İslam ve Müslümanlar olduğunu savunur “Yüce modellerimizin kıssalarından anladığımıza göre, devlet kurmak değil, devleti muayyen ellerde dolaşmaya mahkûm eden çarpık zihniyetlerden kurtaracak el- Adl’e bağlı aziz bir nizamı tesise yönelmek vardır… Görülen odur ki, adil bir nizamı tesis ederek devleti maddeci çıkarcıların ellerinden kurtarmak; hakkı ikame etmek maddi güç olsa dahi yetmez. Kurtarıcı hak nizamı koruyacak temel fıkha bağlı siyaset ferasetinin ölçülü kültürü de gerekir.” (Çekmegil, 1992: 23)

Müslümanların çağımızda bulunduğu konumu gözden geçirmeleri ihtiyacını belirtir. Bu yenilginin tarih sürecinde de anlaşılacağı üzere zalim hükümdarların ve düzenlerin bazı dönemlerde hâkimiyet elde ettiğini görmekteyiz. “Bir gün Nemrut, bir başka gün Hz. Davut, hükümdardır. Bir gün firavun, bir gün Musa muzafferdir. Bir gün Mecusi İran, bir gün Nasranî Bizans imparatorluktur. Bir gün üç kıtada hâkim olan Osmanlı dünya söz geçirir, bir başka gün üzerinde güneş batmayan sömürücü İngiltere borusunu öttürür. Bir gün Rusya, bir gün Amerika” (Çekmegil, 1992: 40) Mevcut hâkim dünya egemen iktidarların “Tarihin Sonu” gibi tezlerinin yine bizzat tarihin kendisi çürütmektedir. Bu zafer yılları ebedi değildir. Yıkılmaya başladığının işaretleri her geçen gün artmaktadır. “Allah dilerse dinini facir bir kişi ile de teyid edip kuvvetlendirir” hadisinde olduğu gibi İslam dininin hâkimiyetine giden yolda sebepler çoktur. Yeter ki Müslümanlar şuurlu, adaletli ve ihlâsı bir kişilik olarak, ümidini kaybetmeden var oluşuna devam eden halde bulunmaya gayret etsinler.

Anadolu Bilgesi Çekmegil’in çağımızda batı başta olmak üzere çeşitli kesimlerce İslam’ın yayılmasını tehlike olarak gösterme çalışanların büyük yanılgı içinde olduklarını, aksine İslam’ın mesajına vukufiyetle yakalaşabilseler kurtuluşun burada olduğu göreceklerine inancı tamdır. “İslam dışı güçler bilseler ki İslam açmaza soktukları dünyalarını da adaletle huzura kavuşturacak her türlü müeyyideleri bahşedebilsinler ki müminlerin savaşı bile insan has kılınmış hürriyeti engelleyen her türlü zorbalığa karşıdır.” (Çekmegil, 1992: 35) Dünya üzerinde vicdani muhasebesini yapan, ilmi olarak bilgi doğru kullanabilen insanlar İslam’ın ışığına doğru yönelmekten imtina etmemişlerdir. Peygamber döneminde İslam’dan önce zulmün derin bataklığında olan daha sonra İslamlaşan nice sahabelerden tutunuz, 20. yüzyılda farklı ideolojilerden olan insanların İslam’ın mesajının nasıl için ortaya koyduğu düzeni anlayarak sahiplendiklerinin örneklerini veren Üstad Çekmegil, “Daha pek çok misallerde olduğu gibi pek çok kaliteli insanlar ya Müslümanlaşmış, yada Müslümanlara güç katmışlardır” Bugün dünya üzerinde Müslümanların bizzat gölgelediği İslam ışığını hakikatine varan insanlar bu nizamın aydınlık ruhuna sahip olmaya çalışmaktadırlar.

Müslümanlar yeni düşler, kurmalıdırlar. Alim- Düşünce adamı Çekmegil, bu düşü bütün dünyayı kapsayan bir alana yaymaktadır. Ulusçuluğun ve dünya milletleri arasındaki sanal sınırları aşan dalga dalga yayılan bir dinin bütün dünya için kurtuluş ümidini yaygınlaştırması elzemdir. İslam mücadelesi verenlerin çoğunluğu bunu mevcut sınırlar üzerinde ifade etmeye devam ederken ne kadar küçük düşündüklerinin ve dinin onlara çizdiği ufka rağmen bu noktada ısrarcı davranmalarının anlamı yoktur. Bu meyanda kurtuluş hareketlerinin önündeki handikaba dikkat çeken Üstad Çekmegil “İslami uyanışı sağlayacak her hareketin, İslam dışı mihraklar tarafından zalimane bastırılması pek çok insanın ümitlerini zayıflatıyor. “Bu iş olmaz; süper güçlerin nankörlüklerini gideremeyiz” diye içe kapanılıyor.” (Çekmegil, 1992: 37) Oysa adalet, tevhid özgürlük üzere olan müminler mevzi kaybetmek bir ana sürekli zaferler ile seslerini duyururlar. Feraset, basiret ehli olup çıkmazları aşan iradesi gösterme yerine ümitsizlik içinde hâkim medeniyetlerin çizdiği alana mahkum olunmaktadır.

Son dönemde İsviçre’de yaşanan minare krizinin tasvirinde ortaya çıkan durum gibi İslam artık sınırları mekânları şehirleri ve kıtaları aşmaktadır. İletişim araçları ve dünya üzerinde artık eskiye göre daha hızlı seyahat etmek fırsatına sahip olan Müslümanlar yoluyla İslam dalga dalga yayılmaktadır. Düşünür Çekmegil, dünyanın geleceğine ilişkin bu süreci okuyarak “Dünya İslam Devleti”nin bütün insanlık için can, mal, nefis, akıl, nesil ve din emniyetinin- emanetinin teminatı olarak bir devlet nizamından bahsetmektedir. Bununla da yetinmeyerek bu devletin anayasasının temel ilkelerini ortaya koymaktadır. Özetleyerek aldığımız maddeler şunlardır:

“Temel Prensipler

Madde 1- Hâkimiyet, çeşitli görüş ve değişik hevesler taşıyan halkın veya haktan birinin değildir; hakimiyet, tek ve şaşmaz, değişmez ve değiştirilemez Hak’kındır.
Madde 2- Hakkın halka biçtiği hâkimiyet, Hakkı bilen ve haktan yana olanlar tarafından yürütülür.
Madde 3- İnsanlar bir fıtrat üzeredir; hiçbir kimse delile dayanmadan hiçbir kimseyi mahkûm edemez.
Madde 4- Hiçi bir kimseye takatinin üstünde herhangi bir iş yüklenemez.
Madde 5- Erkek ve kadın; her mükellefe ilim farzdır.
Madde 6- Teklifin esasını akıl ve idrak teşkil eder.
Madde 7- Hakkın halka bahşettiği düşünce hürriyetini hiçbir kimse kısıtlayamaz. Herkes samimiyetle inanmış olduğu dini kendi mülkünde yaşar; insanları herhangi bir inanışa zorlayamaz.
Madde 8- Doğruya muhtaç olan insanlara doğruyu götürmek her inanmış dava sahibinin vazifesidir.
Madde 9- her canlı veya cansız eşyanın; halktan herhangi birini, can namus, mal emniyeti Hak adına vazife almış yöneticilerin mesuliyeti altındadır. Devletin hukuku şu beş esası öne çıkarır:
a- Dini Muhafaza b- Aklı muhafaza, c- Nesli muhafaza, d- Nefsi Muhafaza, e- Malı muhafaza
Madde 10- Hakkın, halk için var kıldığı eşyadan istifade etmek hakkı kısıtlanamaz.
Madde 11- Helâlı haramlaştırmak, halkı Hakka ortak kılmanın eşidir.
Madde 12- Hakkın yasaklandığı hususlar, emirden nefere kadar herkes içindir.
Madde 13- Müdahaleler, zulüm ve zararlı olarak bildirilmiş işler içindir. Halktan Hak adına hizmet vermek üzere biat(rey) alan emir ve kadrosu idareci olma haysiyyetiyle bazı meşru müeyyideler getirebilirler ve bunlar içtimai planda uyulması zaruri kararnameler olabilir.
Madde 14- Zaruretler gerektiriyorsa mahzurlar mübah olur.
Madde 15- Temel kural kolaylıktır.
Madde 16- Gücü ve ehliyeti olan müminlere meselelerini halletme yolunda gayret yolunda gayret sarf etmek; içtihad yapmak vaciptir.
Madde 17- İttifak(birleşmek) vacibtir. Batıl zanlar etrafında birleşmek ise, haram olarak görülmüştür.
Madde 18- Halktan bilen birilerinin hoş görmediği hususlar, dönemlerindeki geçerli bulunan örflere de ters düşüyorsa, müminlerin de onları hoş karşılanmaması gerekir.
Madde 19- Nizamın temeli adalettir; el- Adl’e dayanmayan haksız düzenler zalim kabul edilir.

Yürütme

Madde 20- Bir nizamı yürütmekle vazifeli emir ve kurul, doğruyu arayanlar içerisinden, Hakka teslimiyet gösterenler arasından seçilir.
Madde 21- Arayıcı insanlar arasından anlayan(fakih) birilerinin, ilmi delillere dayalı kıyasi görüşleri hatalı da görülse bile, suç teşkil etmez.
Madde 22- Doğruyu arayan, anlayışlı(fakih) kişilerden oluşan şura meclisinin kararları icma olarak kabul görür.
Madde 23- Mülkiyet temel haklardandır. Ancak kişi kendi mülkiyetinde de olsa, israfa kaçan bir tasarrufa gidemez.
Madde 24- eğer yaratıcı takdir eder de, böyle bir devlet kurulursa, buna layık olan müminler “.. namazı ikame ederler, zekatı (alır) verirler; iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar. İşlerin neticesi Allah’a aittir.”(Müzemmil / 41)”

Bu ilkeler insanlığın kaotik, başıboş bir halde zalim insanlar ve zulmün aracısı ideolojilerin elinde kurtuluşunun yegane yoludur. Müslümanlar artık küçük coğrafyalara mahkûm dar ideallerden çıkmanın yoluna bakmalıdır. Nitekim dünya üzerinde Türkiye başta olmak üzere bazı yapılar ve kurumlar tüm dünyayı kapsayan bir algı ile hareket etmektedirler. Ancak bunun işaretleri bu anlamda çok azdır. Halen Müslümanlar yenilginin sersemliğini üzerlerinden atabilmiş, bu yenilgiyi her zaman sürecek bir dönem olarak anlamaktan çıkıp köhneleşmiş, bozulmuş hallerini düzeltme yoluna gitmemekte ve sürekli atalet- tembelliklerine yeni mazeretler üretmektedirler. Bu noktada “Said Hoca”nın kitaba alıntıladığı Hekimoğlu İsmail’in sarsıcı şu tesbiti görmekte fayda vardır:“Bugünkü Müslümanlar, İslamiyeti ne kadar aşıyor ki, İslam devletine layık olsun? İslamiyeti yaşamayan bir toplum kendi içinden “İslam Devlet”ini nasıl çıkarabilir? Çıkarsa (bile) bu devlet, İslamiyeti ne kadar tatbik edecek; Müslümanlar bu devletin emrine ne kadar uyacaktır. Kendi zanlarını İslamiyet zanneden, İslam kültüründen nasipsiz kişilerle yapılacak bir şey yoktur” Dünyanın İslam ihtiyacı ve bu ihtiyacın karşılığı ancak Müslümanlar eliyle gerçekleşecektir. Yeni düşünüş ve algı zemininin uyanışı gerçekleşmelidir.

Kaynak: Dünya İslam Devleti ve Prensipleri- Said ÇEKMEGİL/ Nabi- Nida Yayınları-1992

din Ahmet Toprak yazıları yorum yap >giriş/kayıt gönder yazıcı sayfası
Yorumlar
Yorum izleme seçenekleri
Düz liste - başlıklarDüz liste - tam metinİlişkili liste - başlıklarİlişkili liste - tam metin Tarih - en yeni ilkTarih - en eski ilk Her sayfada 10 yorumHer sayfada 30 yorumHer sayfada 50 yorumHer sayfada 70 yorumHer sayfada 90 yorumHer sayfada 150 yorumHer sayfada 200 yorumHer sayfada 250 yorumHer sayfada 300 yorum

Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.
Temel prensiplere eleştiriler
Per, 11/02/2010 - 18:49 — Atılım Ateş
Yazıda belirtilen temel prensiplere dair bazı eleştirilerim var:

2) Hakkı bilen ve haktan yana olanları kim belirleyecek? Eğer Hakkı bilenler şürası kendine dönem dönem yeni üye seçecekse bir yönetici kast oluşturursunuz. Gayeniz bu mudur?

5) İlim farzdır derken tam olarak kastedilen nedir? Kur'an bilmek yeterli midir? İlimden kastedilenin ne olduğu açıkça belirtilmedikçe bu madde anlamsız kalır.

7) Düşünce hürriyeti ile kastedilen isteyenin istediğine inanması mıdır? İnanmamak özgürlüğü var mıdır?

8) Kimin doğrusu en doğrudur? Bu felsefi bir soru falan değil. Bugün inananlar içinde ayrı telden çalan gruplar var. Hangisi doğru, kim belirleyecek?

9) Dini ve aklı muhafaza ne demektir?

Dini muhafaza deyince "Halkı askerlikten soğutmak" yerine "halkı dinden soğutmak" yasası olsun demek istediğinizi düşünüyorum. Ya da Osmanlı'nın millet sistemini geri getirip herkesin atasından aldığı dini muhafaza etmesi kuralı mı getirmektir burada amaç?

14) "Söz konusu olan vatansa gerisi teferruattır." Böyle mi düşünüyorsunuz?

18) Akademik elitizmden şikayetçi misiniz? Ama ulema elitizmi ihtimalinden gocunmuyorsunuz. Ulemadan olduğunuz için mi acaba?

21) İlmi delillere dayalı olmaktan kastınız nedir? İlmi bilginin tek kaynağı Kur'an ve Hadis midir?

22) 2. maddeye dair eleştirimi burada tekrarlıyorum.

Açık söylemek gerekirse Said Çekmegil'in alıntıladığınız kitabını okumadım, belki de sorularıma cevaplar o kitapta var. Ama biraz vakit ayırıp eleştirdiğim noktalara dair kendi düşüncelerinizi bana açarsanız müteşekkir olurum.

Selam ile

Atılım Ateş

yorum yap >giriş/kayıt Dünya İslam Devleti mi? O da nereden çıktı?
Cts, 13/02/2010 - 12:30 — Seçkin Deniz
Tuhaf buluyorum bu türden polemikleri. Tarihte örneği görülmemiş olan ve görülmesi de mümkün olmayan bir 'hiper rüya'nın dillere pelesenk edilmesini pek de iyi niyetli göremiyorum. Bu biraz da herhangi bir yerde İslam Devleti gibi bir devlet kurma hayaliyle doğrudan ilgili. İslam'ın böyle bir iddiası olduğu hangi kayıtlarda var. Hz. Peygamber'in kurduğu devletin adı neydi? Bu ad verilecekse idi neden Hz. Peygamber vermedi? Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet yapardı, ne anlatır insanlara?

Bu masonik/sosyalist söylemin gideceği yer kalmadı da İslam'a mı geldi sığındı? Masonik hedefler de bunun altını çizer. Bir Dünya Devleti kurmak İslam'ın ve Kur'an'ın temelleri arasında yer almaz.

 


 


islami sohbet/ islamisohbet / islami sohbet / dinisohbet / dini sohbet / dini chat / islamichat / islami chat

dinichat / dini chat / islamiforum / dini forum / diniforum / islami forum / sohbet / islami / dini / din / sohbet bizim / sohbetbizim / sohbetet / islam / islamcilar

islamisohbet - sohbet - islami sohbet islami sohbet - islamisohbet - islam - islami -islami chat - islamichat - sohbetislami - sohbet islami - islamsevdasi - islam sevdasi - dinisohbet - dini sohbet - sohbet - sevdasi - muslumanlar